(AĞRI) - DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Ağrı'nın Diyadin ilçesinde siyanürle altın aranması çalışmalarına tepki göstererek, "Kürt illerindeki dağlar, ovalar, nehirler sahipsiz değildir. Onların sahipleri belki bugün burada yüzler, binlerdir ama yarın bu adaletsizlik büyürse yüz binlerle, on binlerle karşısında durur.
Kimliğini yok say, ekmeğini elinden al, doğasını talan et, yerinden yurdundan göç et. Bu ne insanlıktır ne adalete ve vicdana sığar ne de yürüyen barış sürecine sığar" ifadesini kullandı.DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Ağrı'nın Diyadin ilçesinde düzenlenen "Toprağımıza Sahip Çıkıyoruz" ekoloji mitingine katıldı.
Bakırhan, şunları kaydetti: "Diyadin'de Murat Havzasında siyanürle altın aranıyor. Dünyanın hiçbir yerinde artık siyanürle altın aranmıyor. Türkiye ve Türkiye gibi az gelişmiş ülkelerde şirketler daha fazla kar etsin diye halkın doğasına, suyuna, coğrafyasına bakmadan resmen toprağı talan etmeye çalışıyorlar.
Toprağımızı, havamızı zehirlemeye çalışıyorlar. İşte Lice'de, Akbelen'de Kazdağları'nda, Varto'da, Karlıova'da olduğu gibi Kürt halkı, Türkiye'nin bütün halkları ve inançları bu talana, bu işgale, bu ranta karşı çıkıyor. Biz de bugün Diyadin'den bu ranta karşı çıkmak için bir araya toplandık.
Diyoruz ki dağları patlatmayın, ovaları kirletmeyin, sularımızı kirletmeyin."TOPRAĞIMIZI BIRAKMAYACAĞIZ"30-40 yıl önce Kürt halkını köyünden, doğasından, toprağından göçe zorladılar. Milyonlarca insanımız savaş ve şiddetten dolayı köyünü, yaylasını, dağını, evini terk etmek zorunda kaldı. Dün savaşa ve şiddete bırakıp gitmediğimiz bu topraklardan asla göç etmeyeceğiz.
Rantçılara, toprağımızı zehirlemek ve bir parça altın alıp gitmek isteyenlere asla topraklarımızı bırakmayacağız, asla göç etmeyeceğiz.Mollakara'nın dağını madene açıyorlar, siyanürle altın arıyorlar. Oradan alacakları altın yetmiyor gibi Murat Nehri'ni de toprağımızı da zehirleyecekler, meralar gittikçe azalacak ve hayvancılık bitecek.
Tek geçim kaynağımız olan tarım ve hayvancılığı da bu topraklarda bitirmeye çalışıyorlar. Biraz insaf, biraz vicdan. Bir barış süreci var.
Şimdi size soruyorum: Varto'da yapılanın, Karlıova'da yapılanın, Hani'de ve Lice'de yapılanın barış süreciyle bir alakası var mıdır? Barış süreci Kürt'ün yerinde, yurdunda, toprağında insanca yaşaması için vardır. Barış süreci, Kürt'ün 100 yıldır görmediği hizmetin kendisine gitmesi için olmalı.
Ama onlar bu süreci rant için, talan için, siyanürle altın aramak için, dağlarımızı ve ovalarımızı maden şirketlerine peşkeş çekmek için kullanıyorlar. Asıl barış toprakla barıştır, Kürt'ün suyuyla barıştır, Kürt'ün dağıyla barıştır. Kürt'ün geçimini sağladığı ovalarla, orada yaşayan insanlarla ve canlılarla barıştır.
Bu yaptığınız ne barışa ne barışın ruhuna yakışan bir şey değildir. Elinizi mezralarımızdan, suyumuzdan, topraklarımızdan, geçmişimizden çekin. Yaşamımızdan elinizi çekin."HALKIN
ONAYI OLMADAN ALTIN
ARAYAMAYACAKSINIZ"Ankara için Mollakara'daki maden 2,5 milyar dolar olarak görülüyor ama Diyadin halkı için rant olarak görülüyor. Orada yaşayan bütün canlılar için katliam olarak görülüyor ve buna izin vermeyeceğiz. Halkın onayını almadan sadece Mollakara'da, Diyadin'de değil; Türkiye'nin hiçbir yerinde siyanürle altın arayamayacaksınız.Ergene'yi zehre dönüştürenlere sesleniyoruz: Murat Nehri'ni zehre çeviremeyeceksiniz.
Murat Nehri'ni zehirlemeye çalışanlara izin vermeyeceğiz. Murat Nehri zehirlenirse Fırat zehirlenir, Mezopotamya zehirlenir. Evet, altınsız insanlar yaşayabilir ama Murat Nehri olmadan Ağrı, Diyadin yaşayamaz.
Bir avuç altın için birkaç rantçıyı zengin etmek için Ağrı halkının geleceğiyle, doğasıyla, tarlasıyla, ekmeğiyle oynamayın."HALKIMIZIN
DOĞASINA SAHİP
ÇIKACAĞIZ"Siyanür zehir demektir. Madem siyanür zarar vermiyorsa kendi yaşadıkları çiftliklerin, villaların, kentlerin kıyısında da siyanürle altın arasınlar. Fakirin fukaranın, 100 yıldır hizmet görmeyen Kürt halkının coğrafyasında siyanürle altın aramanıza izin vermeyeceğiz diyoruz.
Diyadin halkının, Türkiye halkının, bölgedeki bütün maden ve siyanürle yapılan aramalarınız için bölge halkının onayını alın.Siyanürle toprağınızda altın aranmasını istiyor musunuz? Bir barış süreci geldi. Bu barış sürecinden kaynaklı hayvancılığa destek istiyorsunuz değil mi?
Gençlere iş istiyorsunuz değil mi? Kepengini kapatıp Diyadin'den metropollere göç etmek zorunda kalan esnafa kredi istiyorsunuz değil mi? Çocuklarınıza okul, sağlıklı bir gelecek istiyorsunuz değil mi?
Gelsinler, Diyadin halkının rızasını alsınlar. Sizin rızanız olmadan topraklarınızı zehirlemeye çalışanlar büyük yanlış yapıyorlar. Emin olun ki biz bu yanlışa izin vermeyeceğiz.
Değil bir yıl, 10 yıl dahi geçse Mollakara'da doğamızı, suyumuzu, dağımızı, coğrafyamızı savunmaya devam edeceğiz. Nasıl ki Kaz Dağları'nda, Akbelen'de, Lice'de, Varto'da insanlar toprağına ve doğasına sahip çıkıyor, nöbet tutuyor, direniyorsa biz de Mollakara'daki halkımızın doğasına, coğrafyasına sahip çıkacağız."ÖCALAN'IN
EN ÖNEMLİ GÜNDEMİ
ÇEVRE"Bu süreci yanlış anlayanlara Diyadin'den bir mesaj vermek istiyorum. Biz Sayın Öcalan'la İmralı'da 4 saatlik bir görüşme yaptık. Sayın Öcalan'ın en önemli gündemlerinden biri dil, kimlik, eşit yurttaşlık hakkı ise diğeri de çevreydi, doğaydı, ekolojiydi.
Kürtlerin doğdukları yerlerde aş, iş, ekmek bulması üzerineydi. Sayın Öcalan'ın bu doğa-kırım karşısındaki tepkisi çok üst düzeydeydi. Dolayısıyla, 'Barış süreci var, biz de bugüne kadar yoksullaştırdığımız Kürdistan coğrafyasını talana, madene açarız' diyenler yanılıyor.
Kürt illerinin tamamında yüzlerce ruhsat veriliyor. Binlerce ruhsat sıra bekliyor. Hayırdır, bu talan niye?
Bu coğrafya 100 yıldır yeterince baskı ve zulüm gördü. Bu coğrafyada evine acı düşmeyen, yoksul kalmayan, işsiz kalmayan, başına bela gelmeyen neredeyse tek bir ferdimiz kalmadı. Bunlar yetmiyormuş gibi şimdi 50 yıl, 100 yıl daha bizi bu topraklardan sürmek için topraklarımızı madenlere, rantçılara, sermayedarlara peşkeş çekmeye çalışıyorlar.
Diyadin halkı buna izin vermeyecektir, Varto halkı buna izin vermeyecektir. Hakkari, Şırnak halkı maden aramak için ruhsat arayanlara doğasını talan ettirmeyecektir.Kürt'ün toprağını madene açarak onlar Ankara'ya milyar dolarları götürmeye çalışıyorlar. Ama Murat'ı zehirlemek istiyorlar.
Diyadin'e düşen zehirli, kirli bir coğrafya, hava ve hastalık; onlara düşense milyar dolarlar. Bu bölüşüm adil değil. Bir bölüşüm varsa Türkiye'nin bütçesinden 100 yıldır yatırım yapılmayan Ağrı'ya, Diyadin'e fabrika açmak, hayvancılığı ve tarımı geliştirmek gerekir.
Onun dışında buradan alacağınız her çivi, her bir parça altın adil bir bölüşümü göstermez. Yaptığınız bölüşüme itiraz ediyoruz ve diyoruz ki bir bölüşüm varsa yapılmayan yatırımı getirin. Yaptığınız ama içerisinde doktorun, hemşirenin olmadığı hastanelere önce sağlık memurları, doktorlar getirin.
Bölüşüm Kürt illerinin rantını almak değildir. Bölüşüm Kürt'ün dağını, coğrafyasını, ovasını zehirleyerek Ankara'ya para pompalamak değildir. Bölüşüm bu toprakları da batıdaki kentler, iller ve ilçeler gibi kalkındırmaktır.
Altyapısını geliştirmektir. İşsizlikten, yoksulluktan kurtarmaktır.Bugün biz burada sadece bir miting yapmıyoruz; diyoruz ki Kürt illerindeki dağlar, ovalar, nehirler sahipsiz değildir. Onların sahipleri belki bugün burada yüzler, binlerdir ama yarın bu adaletsizlik büyürse yüz binlerle, on binlerle karşısında durur.
Kimliğini yok say, ekmeğini elinden al, doğasını talan et, yerinden yurdundan göç et. Bu ne insanlıktır ne adalete ve vicdana sığar ne de yürüyen barış sürecine sığar."

